Skip to the content.

Bir ağacı anlatmak kolay olmuyor her zaman. Kökleri derinlerde, dalları gökyüzüne uzanan görkemli bir ağaç var. Bunu karşındakine anlatmak istiyorsun ama kelimelerin hepsini anlatmaya yetmiyor. O devasa ağacın sadece küçücük bir kısmını, soluk bir resim gibi anlatabiliyorsun.

Karşındaki kişi seni gerçekten anlamak için doğru sorular sorsa, seninle gerçekten iletişim kurmaya çalışsa, o soluk resim renklenecek. Dallara doğru uzanan bir sohbet düşün; beraber yaprakları ve ağacı keşfedeceksiniz. Belki de farklı bir bakış açısı getirecek karşındaki, toprağın altındaki köklere ineceksiniz.

Ama karşındaki kişi seni anlamazsa, anlamaya niyeti yoksa, bahsettiğin o küçücük kısımdan dalları kırar ve içinden çıkardığı ufacık bir kıymığı öne sürüp, “Demek sen bu kıymıkla benim canımı yakmak istiyorsun” derse…

İşte bu, artık aranızda konuşulacak pek bir şeyin kalmadığını gösterir. Karşındakinin senin derin hislerini anlamaktan çok uzak olduğunu ve yapıcı hiçbir niyetinin olmadığını gösterir.

O ağaç hislerimizin, düşüncelerimizin, fikirlerimizin bir sembolüdür.

O yüzden seni anlamak istemeyen, belki kendi geçmişi yüzenden sürekli savunma ihtiyacı duyan, belki de sürekli senin bir açığını arayan birine daha fazla anlatmanın bir anlamı yok.

Dallarının daha fazla kırmasına izin verme. Seninle o ağacın gölgesinde durup sakin ve huzurlu bir keşfe çıkacak insanlara ayır vaktini. Seni anlayacak kişilere sımsıkı sarıl bu hayatta.