Skip to the content.

Hayat, durakları belirsiz uzun bir yolculuktur. İnsan ne kadar yol katetmiş olursa olsun, kaç kez bavulunu toplayıp bilinmeze doğru yürümüş olursa olsun, hiçbir veda anına hiçbir zaman tam anlamıyla hazır hissedemez kendini. Her ayrılık içimizde daha önce hiç incinmemiş bir yeri bulup kanatır sanki.

Ruhumuz bir göçebe gibi her duraktan sonra yeni bir hedefe doğru yol alır. Başlangıçta yanbancı olan sokakların sesine alışılır zamanla. Rutine alışılır. Rüzgar dindi, fırtına bitti diye düşündüğün bir anda, hayat ansızın kulağına fısıldar tanıdık bir senaryoyu yeniden. Ayrılık vakti.

Gidişler bazen sessiz sedasız olur. Bazen hayatın dayatmalarıyla elinden kayıp gider, tutamazsın. Her veda ardında derin bir boşluk bırakır. Durup ellerine baktığında, avucunda kalan tek şey… Yalnızlık.

Geçen zaman ne kadar acımasız olsa da, bıraktığı izler ne kadar derin olsa da, Gelecek zaman da o kadar umut doludur.

Bir günlüğe yazı yazdığını düşün, ne kadar şiddetli yaşadıysan hayatı o kadar bastırarak yazarsın. Sonraki sayfayı çevirdiğinde gözünün önünde önceki yazılanların izleri durur hala. Yeni bir sayfayı çevirdiğinde ise izler daha solgundur, sonra yeni bir sayfa daha, yeni bir sayfa daha…

Birkaç sayfa çevirmek gerekir bazen. Yani biraz zaman gerekir. Çünkü hislerimiz zamanla solar. Acılar, hüzünler de solar zamanla. Geçmişe dönüp bakarsan yazılanlar, yaşananlar ve izler hala oradadır. Önündeki beyaz sayfalar ise yepyeni hikayeler yazmak için seni bekler. Boş kalan ellerimiz ise tükenmişliğin değil, hayatın bize sunacağı yeni hediyeleri kavramaya hazır olmanın işaretidir.